"Ama ben daha hırçın bir denizin altında kapıldım onunkinden daha derin girdaplara"
Merhabalar!
Bugün sadece kitabı değil ayrıca kitaba hakim olan anlatış biçimini de anlatmak istiyorum sizlere. Virginia Woolf hakkında yazıp uzatmak istemiyorum ama naçizane tavsiyem internetten ufak bir araştırma yapmanız. :)
Yazarımız "bilinç akışı" dediğimiz anlatım tekniğini kullanmış bu eserinde. Peki "bilinç akışı" ne demek?
Bilinç akışı, karakterlerin iç dünyasının yansıtıldığı bir anlatım tekniğidir. Yazar, kahramanların olayları, nesneleri, insanları nasıl algıladıklarını birinci kişi ağzından bize yansıtır. Yani eserler olay odaklı olmaktan daha ziyade insanların iç monologlarıyla, iç dünyalarında olaylar nasıl algıladıklarıyla ilgilidir. Yazar bize bunları aktarırken herhangi bir gramer kaygısı, anlatım bozukluğu kaygısında olmaz, doğal bir akış vardır.
"Şu sıralar da sık sık bu ihtiyacı duyuyordu- düşünmek ihtiyacını; aslında düşünmek bile değil. Konuşmamak; yalnız olmak."
Gelelim Deniz Fener'ine..
Öncelikle kitap hakkında ufak bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Okunması en zor 10 kitap arasına girmiş bir kitap kendisi. Bu bilgiyi kitabı okurken "okuyamıyorum, neler oluyor" deyip kitabı araştırırken elde ettim doğrusu. :) Kitap ilk 50-60 sayfa kadar kimin kim olduğunu anlamanıza, olayın geçtiği mekanları, söylenen sözleri kimin söylediğinizi anlamanıza pek izin vermiyor, bunda tabi ki bilinç akışı anlatımının etkisi de var. Anlatımda bir bütünlüğün olmayışı, geçmişe-geleceğe ani geçişlerin de olması derken biraz fazla yoğunlaşma isteyen bir eser olarak buluşuyor bizimle. Ama girince alışıyor insan. :) Daha sonrasında okumasını keyifli bulduğunuz, bitince kendinizi doymuş hissettiğiniz bir eser olarak kalıyor aklınızda, gönlünüzde.
Deniz Feneri aynı zamanda birçok kişice göre yazarın otobiyografi kitabı olarak değerlendirilmektedir. Karakterlerin, karakterler arasındaki ilişkiler ve mekanın kendi yaşamı ile benzerlikleri bulunmaktadır.
Romanın olay örgüsü fazlasıyla basittir. Konusu 8 çocuklu Ramsay ailesinin ve bazı dostlarının bir adada geçirdiği anları anlatmaktadır. Kitap 3 bölümden oluşmaktadır. Yazar, ilk bölümde adada geçen bir gün gibi kısa bir süreyi ele almış ve genellikle iç monologlarla doldurmuş, ikinci kısımda o dönemden sonraki 10 yıllık bir sürede yaşanan değişimleri özetlemiş ve son bölümde artık Ramsay'lerin adaya dönüp deniz fenerine gitmelerini anlatmış. Bu olay örgüsü içinde genellikle toplumsal meseleler, felsefik yaklaşımları ve tabi ki hep bahsettiğim iç gözlemleri bizimle çok başarılı bir şekilde paylaşmış.
Benim kitap hakkında aktarmak istediklerim bu kadar, umarım hoşunuza gider. :)
"Ama birlikte bakmaları onları birleştirmişti.."
SEVGİYLE KALIN...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder