Merhaba canım okurlarım, artık iyice yazı yazmaya alıştım böyle yazmayınca özlüyorum :) Blogger arkadaşlarım derdi bunu hep ama ben saçma bulurdum başıma geldi :)
Bir önceki postumda Franz Kafka Favorilerimde Milena'ya Mektuplar'a ayrı post yapacağımı söylemiştim yapacağımı unutmadan hemen yazmak istedim.
Milena'ya Mektuplar benim için bütün klasik romanlar arasında hatta bütün okuduğum kitaplar arasında farklı bir yere sahip. Aslında romantik- aşk konulu kitapları sevmem ama bu edebi aşk olunca bayıldım sonrasında başka edebi aşk kitaplarını da okumaya başladım hatta ama bir Milena'ya Mektuplar değildi hiçbiri :) Evet girişi baya uzattım hemen kitabı anlatayım.
Franz Kafka ile Milena Jesenka'nın yolu Prag'da bir dost ortamında kesişir. Kafka, Milena'dan kitaplarını Çekce'ye çevirmesini ister. Ve bu istek asla kavuşma ihtimali olmayan bir ilişkinin başlangıcı olur. Aralarında bitmeyen, bitmesi istenmeyen bir mektuplaşma başlar. Mektuplar o kadar edebiydi ki insan büyüsüne kapılıyordu aşkın :) Milena evli ve Kafka çok aşık. Mektuplar acı-mutsuzluk-çaresizlik dolu. Kafka'nın dediği gibi, "Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, ki onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları."
Birkaç tane de kitaptan beğendiğim parçalardan yazayım da okuma isteğiniz artsın :)
"sıkılıyorum size böyle hitap etmekten. bayan milena yavan geliyor bu hitap bana. yeni memuriyete atanmış bir katibin konuşması gibi. ama elden bir şey gelmez. yarının ne olacağı belli olmayan bir dünyada biz hastaların dayanakları bunlar olsa gerek. sıksa bile muhtacız bunlara; güçsüzüz biz..
kendiniz için çabalamak. mektuplarınızdan anladığım zaten bunu yapıyordunuz. büyük bir erdem ve güven görüyorum yazılarınızda..
dergilere gönderdiğiniz yazıları niçin bana göndermiyorsunuz? bu bana güvensizlik mi yoksa? hayalimde canlardığım kadına ters düşeceğimi o imajı bozacağımı mı sandınız. bu üzdü beni. size küstüm birazcık iyi de oldu. kalbimdeki küslük size karşı hislerimi belki dengeler.."
"seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki milena. bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm.."
"milena sen şimdi yüreğime aklıma bütün varlığımı büyüleyen o sesinle çağırıyorsun beni yanına. ama aslında beni tanımıyorsun bile. birkaç mektup başkalarının birkaç güzel sözü aldatıyor olabilir hala seni. belki de bütün bu söylenenlere aldanmayıp foyamı ortaya çıkarmak için çağırıyorsun beni. başını döndüren şeyler beni görünce kaybolacak biliyorum. bundan korkuyorum.."
"mektuplarını tüylerini kabartıp tetikte bekleyen bir kedinin dikkati ile okuyorum.."
"anladığım kadarı ile milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık.
bir odadayız milena. birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor."
Ve Kafka der ki;
"Bir kitap başımıza inen bir darbe gibi bizi sarsamıyorsa neden zahmet edip okuyalım ki?"
Sevgiyle kalın :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder