"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim... Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Bne yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur."
MERHABALAR!
Bugün sizlerle beni çok etkilemiş bir kitabı paylaşacağım. Ama belirtmek isterim ki kitap hakkında birçok olumsuz yorum da bulunmaktadır. Edebi anlatımın zayıf olduğu kitabı psikolojik durumlara merakı olanlara daha çok tavsiye ederdim sanırım. Yani edebi bir eserden daha çok psikolojik analiz kitabı diyebilirim. Ki zaten yazar kendi psikolojik sorunlarını baz olarak yazmış kitabı.
Kitabın konusu için arka kapak yazısını paylaşmak istiyorum.
"Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, deliliğin, resmi tanımıyla akıl hastalığının öyküsü: Deborah kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlemi ve mizah duygusuyla yarattığı kendi düşsel dünyasına sağımıştır. İki dünyanın çatışmaya başlaması, Deborah'ın akıl hastanesine 'düşme'sine neden olur. Bundan sonra hastaneleri, doktorları vb. kurumlarıyla toplumun 'kurtarma operasyonu' başlar. Greenberg'in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bu kitap, 'akıl hastalarının gizleri' üzerine pek çok ipucu taşırken toplumun yerleşik değer yargılarına çarpıcı bir eleştiri de getiriyor, böylece normal kavramını sorgulamaya götürüyor bizi."
(Spoiler vermemek adına daha fazla ayrıntı paylaşmıyorum.)
"Kapayın çenenizi! Düşüncelerimi duyamıyorum!"
Evet gelelim yorumuma..
Kitabı gerçek anlamda çok beğendim, iki kez okudum ve daha sonra tekrar okuyacağım. Psikolojik kitapların bendeki yeri çok ayrı oluyor. Genelde edebi yönleri zayıf bulunduğu için eleştirilen/ beğenilmeyen kitaplar bende büyük bir bağımlılık oluşturuyor diyebilirim. Kitap beni o kadar içine çekti ki bende bütün olayları yukarıdan izliyormuş hissi oluşturdu. Hani sanki bir ruh gibi o koğuşta Deborah'a baktım, doktoru ile konuşmalarında sessizce bir köşede oturup onları dinledim gibi. O yüzden çok daha farklı bir etkisi oldu üzerimde. Anlatım olarak tamamen kurgu olmayışını bilmek de sizi bir akıl hastanesi ortamında bulunduğunuzda neler hissedeceğinize yakın bir his oluşturuyor.
Kitap içerisinde fazlaca eleştiri de barındırıyor. Psikolojik hastalıklara yaklaşımlar özellikle büyük sorun. Tabi bu konuya çok ayrıntılı girmek istemiyorum.
Yani kısa bir açıklama ile yorumu bitirmem gerekirse, edebi anlatım beklentisi olmadan (ki bence o kadar yavan bir anlatımı yok) okunduğunda size farklı bir dünyanın kapısını açan çok güzel bir eser.
"Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "Dünyanın neler yağacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti. "
SEVGİYLE KALIN..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder