Merhaba sevgili okurlarım :) Sonunda finalmiş bütmüş hepsi bitti ve ben de elimde perişan olan güzelim kitabı bitirdim. :)
Ahmet Ümit ile ilk tanışmam " Çıplak Ayaklıydı Gece" kitabı sayesinde olmuştu. Ve o kitabını da fazlasıyla beğenmiştim kısa olmasına rağmen. :) Ama Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabı ile daha bir içli dışlı oldum yazarla, daha bir sevdim !
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabı bir polisiye kitabı. Yabancı polisiye kitaplarındaki polisiye anlayışından farklı bir anlayışa sahip. Gerçekçiliği sebebiyle beni daha çok bağladı yabancı polislere nazaran. Kitap yazıldığı tarihe ait (2013) olayları barındırması yönüyle de aklımı değişik sorularla meşgul ettirdi. Kitap gerçek bir hayatımı ele alıyor yoksa gerçekmiş gibi kurgulanmış mı anlayamadım tam olarak, internetten biraz araştırdım ama bir sonuca varamadım. Siz biliyorsanız benimle paylaşırsanız çok sevinirim :)
Kitap gerçekleri sebebiyle de bir roman okuyor gibi değil de tarihe tanıklık ediyor gibi, bir olayın içine girmişiz gibi hissettiriyor.
Yazarın kullandığı dil çok akıcı, tavrı ise sizi kendine bağlıyor. Şuan en sevdiğim yazarlar arasına girdi bile :) Herkesin en ez bir kitabını okuması gerektiği düşüncesindeyim. Sonra devamının geleceğine eminim :)
Kitapta beni en çok etkileyen olay ise her kesimi barındırıyor olması ve onların yaşamının bize biraz da derinlikleriyle yansıtılması. Sokakta yaşayan çocuklardan tutun da paranın içine gömülmüş insanlara-mafyalara kadar.
Kitabın konusuna değinecek olursak yılbaşında işlenen bir cinayetle başlıyor. Davayı ise tabi ki komiser Nevzat'a veriyorlar. (Bilmeyenler icin komiser Nevzat, Ahmet Ümit kitaplarını kahramanı) Bir cinayet Beyoğlu'nda işlenirse olayı mafya da karışır ve başka cinayetlerle devam ettirir tabi. Hadi bakalım katil de kim ola ? Mafya mı ? Sevdalı biri mi ? Kim bilir.. Davanın çözümü esnasında Tarlabaşı hakkında bir çok fikir edinildiği gibi aynı zamanda dönem olayları da hatırlatılıyor.
Benim kitap ile söyleyeceklerim bu kadar, Sevgiyle kalın :)
ARKA KAPAK
"Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşı'nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul'un en gözde yeri olan Beyoğlu'nun hazin hikâyesi.Karanlık... Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke...
Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. "Kadınlar," diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün... Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. "Kadınlar," diyor o ses yine, "Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder.""
(Çıplak Ayaklıydı Gece yorumu: http://birfincanbirkitap.blogspot.com.tr/2014/11/ahmet-umit-cglak-ayaklyd-gece.html)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder