Merhabalar sevgili okurlarım :) çok uzun bir ara vermek zorunda kaldım, bunun sebebi maalesef vize haftam olmasıydı. Ama sonunda bitti ve ben de ömceden bitirmiş olduğum kitabı hemen yazmaya başladım.
Ahmet Ümit ile yeni tanıştım. Adını fazlasıyla duymama rağmen hiç kitaplarını okuma fırsatım olmamıştı ama daha fazla dayanamayıp aldım bir kitabını. Kitap tercihimi çok iyi kullanmışım :) İyi ki tanışmışım, iyi ki bu kitabı sayesinde tanışmışım :) Nedeni ise bu kitap Ahmet Ümit'in ilk roman kitabı ve bizim edebiyatımızda da bu kitap sayesinde bir yerlere gelmiş.
Çok kısa bir kitaptı, bu sebeple sakinkleştirici etkisi olan bir kitaptı. Kısa ama edebiyat yönünden fazlasıyla doyurucu olduğunu düşünüyorum. Bazı yerlerinde tekrar tekrar okuma hissi beni bırakmadı. Ve kesinlikle arada açıp o kısımları okuyacağım. Evet kitap bir hikaye kitabı ve bir olay anlatılıyor ama edebi yerleri de çok güzeldi. Uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir kitap olmamıştı, yani bazı kısımlar itibariyle.
Beni etkileyen kısımlardan birinden bahsetmek istiyorum biraz. Bu kısımda aşkı anlatıyordu yazarımız. Aşkı anlatış biçimine aşık oldum diyebilirim. Pardon bu aşk değildi, bu farklıydı. Bu yıllarca beklenen, bulduktan sonra kaybettiğinde bile iyi ki oldu dedirten bir his.. Yani okuyunca İstanbul'un kalabalık bir sokağında kaybolmak ve o hissi yaşatacak biriyle karşılaşmayı istiyor insan..
Spoiler vermemek adına sizi kitabı okumaya davet ediyorum, sırf bu kısım için :)
Bir de arka kapak verip hem kitabı özetleyeyim hem de yazıma son vereyim:
"Ülkenin en kararlı, en özverili, en iyimser çocukları. Sert, acımasız, zalim günler. Zor günlere inat gülümsemelerini korumaya çalışan gençler. Kahramanlıklar, ihanetler, acılar ve aşklarla dolu romantik bir yaşam. Demokrasi ateşini, diktatörlüğün en karardık döneminde yakmaya çalışanların serüveni. 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından çarpıcı öyküler. "Büyük bir çatışma çıkmıştı kentte. Biz, insanlar, çiçekler, karıncalar, kuşlar, balıklar ve yıldızlar öldürülmesin diye sokaklara renk renk yazılar yazıyor, duvarlara afişler asıyorduk. Hepimiz gençtik; yaşlı olanlarımız da vardı aramızda ama hepimiz gençtik. Onlar, insanları, çiçekleri, karıncaları, kuşları, balıkları ve yıldızları öldürmek için çıkmışlardı sokağa. Hepsi yaşlıydı; genç olanları da vardı aralarında ama hepsi yaşlıydı. Ve hepsi silahlıydı. Çeşit çeşit sustalılardan otomatik tabancalara kadar bir iyice kuşanmışlardı silahlarını. Bir köşe başında bekliyorlardı bizi. Bekledikleri yerde karşılaştık. Belki daha elverişli bir köşe başı ve daha uygun bir zaman bulunabilirdi ama bu karşılaşma kaçınılmazdı. Çatışma uzun sürdü. Karanlık bir dönemin bitişinden karanlık bir dönemin başlangıcına kadar. Yenilmiştik. Yenileceğimiz belli değildi ama çok da şaşırmadık. Şimdi kaçıyorduk işte. Yakalanmamak için, yeniden dövüşebilmek için kaçıyorduk. Belki de bastığımız bu ham toprak İstanbul'un karanlık, suskun sokaklarıydı. Bırakıp geride karımızı, çocuğumuzu, basılacak evimizi terk ediyorduk..."
Evet benden bu kadar, bir dahaki yazıya kadar sevgiyle kalın :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder